BESİN DESTEKLERİNİ NASIL ŞEÇMELİYİZ

BESİN DESTEKLERİNİ NASIL ŞEÇMELİYİZ

Besin desteklerimizi nasıl seçmeliyiz?

Bir ürün kutusu üzerinde gördüğümüz “biberiye ekstraktı” yazısı bize ne söyler?
Ya da ne söylemez?
Bir diğer firmanın etiketinde ya da internet sayfasındaki “%3 rosmarinik asit içeren biberiye ekstraktı” ifadesi ile arasındaki  çok önemli fark nedir?

Şimdi, diyelim ki bir kronik rahatsızlığınız var.
Ya da doktorsunuz ve kronik rahatsızlıkları olan hastalarınız var.
Bu nedenlerle, ya da yalnızca sağlıklı kalabilmek için doğal besin destekleri kullanmayı düşünüyorsunuz.
Ama paranızı sokağa atmak istemiyorsunuz.
Daha da önemlisi, kendinizi “Sağlam destekler alıyorum, güvendeyim” zannederken davul tozu minare gölgesi alıyor olmak olasılığı canınızı sıkıyor.

Aslına bakarsanız siz bunları “doğal olarak” yani yediklerinizden almak istiyorsunuz. Örneğin kronik bir hastalık, toksinler veya kolesterol ilaçlarınız sayesinde mitokondrilerinizde tükenmiş olan koenzimQ10 için günde 200 mg’lık bir koenzimQ10 kapsülü almayı doğru bulsanız da, kapsül almak yerine koenzimQ10 ’dan zengin ürünlerden yiyerek “doğal” almak size daha doğru geliyor. Gazete kupürlerinde koenzimQ10’nun en bol bulunduğu yiyecekler listesine göz atıyorsunuz. Karaciğer, dana eti, balık, tavuk gözünüze çarpıyor. Haydi bu akşam bir tabak köfte yiyelim.

Yalnız küçük bir sorun var: Kapsüldeki günlük 200 mg’lık koenzimQ10 miktarını alabilmek için, ya günde 5 kg dana karaciğeri yiyeceksiniz, ya günde 10 kg tavuk, ya da günde 40 kg ton balığı. Yani oldukça iştahlı biri olmanız gerekiyor. 

Nar ya da taze sıkılmış nar suyu için ise durum çok daha iyi:
lkemizde Ekim-Şubat ayları arasında bu mucize meyveye ulaşmak kolay (Laf aramızda, bu şenliği kaçırmamanızı hepinize tavsiye ederim). Ancak bu meyveye yıl boyu ulaşım şansınız ne yazık ki yok. Halbuki siz damar sertliği, romatizmal rahatsızlıklar gibi kronik inflamatuar bir hastalıkla mücadele eden vücudunuza bu desteği hergün ve yıl boyu vermek istiyorsunuz. Ya da kanser tedavinizi henüz tamamladınız ve zayıf düşmüş vücudunuz bundan sonra kansere direnirken aralıksız kullanmak istediğiniz bilimsel bir besin desteği arıyorsunuz. Bunun için her gün sürekli nar suyu içmek de, pratik olmaması bir yana içerdiği şeker nedeniyle sizi düşündürüyor. “İyi” bir nar ekstresini düzenli ve pratik olarak, yani kapsül şeklinde uzun süreli kullanmaya karar verdiniz diyelim. Şimdi soru şu: Acaba şu tezgahtaki nar ekstresi kutularından hangisi sizin için doğru seçim?

Bunlarda gerçekten “nar” var mı? Varsa ne kadar var?

Eczacınıza danışayım diyorsunuz.
“Bak şu firmanın ürünleri iyi” diye yanıt veriyor. Eczacı böyle söylediğine göre doğru seçim bu olmalı diyorsunuz.
Kutuyu elinizde bir evirip çeviriyorsunuz: “Nar ekstraktı” yazıyor.
“Özünü çıkarmışlar demek, iyi bari” diyorsunuz.
“Kaç tane varmış bunun içinde?
Kaç gün gider yani bir kutusu?
Eh, fiyatı da uygunmuş”.
 
İki kutu alıp çıkıyorsunuz.

“Zerdeçal ekstraktı”, “nar ekstresi, “çemen otu özü” diye bir etiket gördüğünüzde, üzerini lütfen dikkatle okuyun. “Zerdeçal ekstraktı” diye yazıp geçmişse, beni dinleyin: Satın almanıza değecek bir şey değildir! Çünkü bu ifadenin bize söylediği hiçbir şey yoktur. “Gurmar ekstresi, hayıt ekstraktı, tarçın özü” gibi laflar okuduğunuzda “Söyleyecek daha anlamlı bir lafı olsaydı söylerdi” diye düşünebiliriz. Aktardan aldığım zerdeçal tozunun kapsüle konmuşuna neden yüksek ücret ödeyeyim?

Daha önemlisi, bu kapsülü kullanıyorum diye neden kendimi yeterli zerdeçal kullanıyor sanayım?

Burada bir paranteze almakta yarar var: Ülkemizde geçerli olan ve anlamak için hiç uğraşmasanız akıl sağlığınız için yararlı olacak bazı yönetmelikler nedeniyle, destek ürün üretici firmalarının ürünün tam olarak niteliğini etiketin üzerine yazması her nedense kısıtlanmış, adeta yasaklanmış durumda! Yani dolu ve kaliteli içerik kullanan, özellikli hammadde kullanan üretici, bunu kutusu üzerine yazamıyor. Kapsülün içine ismi var cismi yok, özelliksiz ve ucuz hammadde kullanan üretici ile farkı anlaşılamıyor. Bu da üreticiyi özelliksiz ve ucuz hammadde kullanmaya teşvik ediyor. “Peki nasıl yykarşılaştıracağız, iyiyi kötüyü nasıl ayırt edeceğiz derseniz çok haklısınız, ama durum bu! Yapabileceğiniz en iyi şey, almayı düşündüğünüz ürünün üreticisinin internet sayfasına gidip içerik ayrıntısını oradan incelemek, kutunun üzerinden değil.

NAR MI KAR MI? 
Destek ürünlerin etiket içeriğini okumanın ip uçları

Ne demiştik?
Üzerinde “nar ekstresi (ekstraktı)” (?) deyip başka bir şey yazmayan bir ürünü, internette araştırıp içeriğine bakmadan satın aldıysanız umut satın almışsınız anlamına gelir.
Diyelim ki baktınız ama ne etikette, ne internette içerik hakkında bulduğunuz tek bilgi şu ise: “Nar ekstresi/ekstraktı” Bana sorarsanız o ürünü derhal, bir kalemde, geçiniz! Tabii burada aşağıda anlatacağım bir başka büyük sorun var:
İnanılır gibi değil ama, ülkemizdeki üreticiler besin desteği ürünlerin tam ve ayrıntılı içeriğini kutusuna yazmıyor !
Hatta üreticinin kendi internet sayfasında içerik listesini ayrıntılı ilan etmiyor.!
Böylece kaliteli, pahalı hammadde kullanan üretici cezalandırılmış oluyor.
Kalitesiz, ucuz hammadde kullanan üreticiye gün doğuyor.
Yapabileceğiniz şey almayı düşündüğünüz araştırarak ürünün içeriği hakkında ayrıntılı bilgi veren bir internet sayfasına ya da eğer güveniyorsanız üreticiye ulaşmak.

Bir bitkisel besin desteğini kapsül içinde satın alacaksam, bu kapsülde bitkinin konsantre, çok yoğun bir özü olması gerekiyor.
Zaten bunun için alıyorum.
Aslında bu da yetmez:
Bu özün, besinin yararlı olan bileşiklerini toplamış olması gerekir.
Şimdi, biraz önceki paragraftan sonra elinizi “nar ekstraktı” diye hoş ve boş bir etiketi bulunan üründen çektiniz.
Rafta bir başka kutu gördünüz.
Üzerinde “%20 ellajik asit içeren nar ekstresiyazıyor. “Tamam” dediniz,”İşte bu boş konuşmuyor.Gerçek narı buldum. Ellajik asit nar çekirdeğinde bulunur”

Ne yazık ki, %20 ellajik içerirdiye yazsa da hala güvende değilsiniz.
Evet, ellajik asit nar çekirdeğinde bulunan bir polifenoldür.
Ama kestane kabuğu gibi daha ucuz kaynaklardan elde edilen ellajik asit, ürüne “nar” izlenimi vermek için sonradan ilave edilmiş olabilir.
Üstelik ne yazık ki olan biten çoğunlukla budur! Hatta “%60 ellajik asit içerir” (!) diye yazıyorsa ellajik asitin sonradan katıldığına emin olabilirsiniz.
Nar ile alakası olmayan ve hiçbir zaman olmamış bir ürünü size “nar ekstresi” diye satmanın kolay yolu, başka değersiz bitkilerden elde edilen ellajik asiti bu karışıma ilave etmekten geçer.
Ne de olsa ellajik asit, “nar çekirdeğindeki madde” diye nam yapmıştır. Bütün bunlar tağşiş mesleğinin ince uygulamalarıdır.

Durum acıklı:
Tek bizde değil Amerika'da bile:
Amerika’da yapılan bir araştırmada piyasada “nar ekstraktı” olarak satılan 27 farklı markanın ürünlerini incelemişler.
Ürünlerin hepsinin etiketinde gururla “ellajik asit üzerinden standardize ekstrakt” diye yazıyormuş.
Araştırmada ürünler, şaşmaz bir yöntem olan HPLC ile incelenmiş.
Sonuç: Bu 27 farklı marka ürün içinde sadece 5 tanesinde narı nar yapan ellajitaninlerin izine olsun rastlanabilmiş!
Diğer 22 tanesinde ise nar kimliğine ait hiçbir şey bulunamamış.
Hatta bunların 5 tanesinde ellajik asite bile rastlanmamış, yani tağşişe bile gerek duymamışlar!

 Ne yazık ki satın aldığımız şişelenmiş nar sularına da, yalnızca fruktoz şurubu değil, yerli yersiz diğer meyve suları karıştırılmamışsa şanslıyız demektir çünkü “Meyve sularında tağşiş: Çok sık rastlanan bir sorun için çözümler” başlıklı makalede de (REF.165) görüleceği gibi Batı ülkelerinde bile durum hiç de iç açıcı görünmüyor.

Peki çaresiz miyiz?
Hayır:
Narı nar yapan ve bilimsel çalışmalarda yararı esas gösterilmiş olan bileşikler ellajitanin’ler.
Bunların en önemlilerinden biri de punicalagin adını taşıyor. Zaten nar ağacının latince ismi de Punica granata. Bu demektir ki, kutu üzerinde örneğin, %30 punicalagin içerirdiye bir ifade okuduysanız, gerçekten nar aldınız demektir.
Üstelik, bilimsel çalışmalarda kullanılmış olan nar ekstresi dozları ile kendi kullandığınız ya da hastanıza önereceğiniz “nar dozunu” da artık karşılaştırabilirsiniz.
Bunlar “standardize ekstrakt” kullanmanın avantajlarıdır.

Evet, punicalagin gibi ellajitaninlerin, narın yapısında bulunan en yararlı bileşikler olduğunu öğrendik. Hatta, bırakın nar ekstresini, punicalagin maddesinin izole kullanıldığı deneysel çalışmalarda bile kalın barsak kanser hücrelerinin gerilediği (REF.166) bilimsel araştırmalarda gösterilmiş.

Gene de siz çok yaygın bir yanılgıya sakın düşmeyin: “%35 punicalagin içeren ekstrakt” demek, “bu ürün sadece punicalagin maddesinden ibaret.
Yani adamlar narın içinden sadece punicalagini alıp çıkarmış, geride kalan faydalı ne varsa çöpe atmış. Bu ürüne artık nar mı denir?”
demek değildir. Ona zaten nar ekstresi denmezdi, “punicalagin” denirdi!

%35 punicalagin içeren ekstrakt” demek, nar meyvesinin özü çıkarılırken yararlı bileşenlerini koruyacak bir yöntem uygulanmış ve narın alamet-i farikası olan bir yararlı bileşen, yani burada punicalagin, bir işaretleyici (marker) olarak kullanılmış demektir.
Bu ürün içeriğinde punicalagin yanında, narın yapısındaki diğer tanninler ve flavonoidler gibi yararlı bileşikler de bulunur. Şu var ki, işaretlemek amacı ile bunlardan punicalagin tercih edilmiştir.
Aynı şey sakız ağacı, meyan kökü, ısırgan kökü gibi diğer diğer bitkilerin bilgiyle ve dürüstçe hazırlanmış ekstraktları için de geçerlidir.

Gayet tabii ki besinlerimizi, böcek ilacı ve suni gübre dolu koca bir süngere çevirmediğimiz, mineral zenginliği yağmalanmamış, doğal organik madde içeriği kuşa dönmemiş yerel bir topraktan yıl boyu doğal olarak elde edip yemek en güzeli ve en sağlıklısı.
Ama ne yazık ki artık böyle bir dünyada yaşamıyoruz.
Bunun en güzel kanıtı da ortada: Hastaneleri dolduran kronik hastalar ve hayatımızın ta içine giren kanser tehdidi.

Demek ki ne yapıyoruz?
Şişenin üstünde kocaman “Nar ekstresi 500 mg” yazıyorsa “Neymiş bu 500 mg?” diye bakıyoruz.
Ekstre lafından başka bir şey yoksa, rafa aynen geri koyuyoruz.
Nar özelinde konuşursak da, ellajik asit ile standardize ekstrakt diyorsa, gene, gülümseyerek rafa geri bırakıyoruz.
Her bir üründe neyi ve hangi dozu aramamız gerektiği ne yazık ki karmaşık ve zorlu bir araştırmayı gerektiriyor.

Peki, diyelim ki “her kapsülde %30 punicalagin içeren nar ekstraktı, 100 mg” diye yazıyor.
Bu ne demek:
Her kapsülde %30’luk kısmı punicalagin olmak üzere, 100 mg miktarında gerçek nar ekstraktı (özü) var demek.
Doğru ürünü bulduk.
Peki ama, elimizdeki bu kapsülün tümü kaç mg’dır dersiniz?

Orta boy kapsüller 650 mg ağırlığındadır. Sizinki de öyle olsun. 100 mg’ı nar ekstraktı imiş. Peki, geri kalan 550 mg ne ola?

Kapsüllerin içine şu ya da bu miktarda dolgu ve katkı maddesi koymak uygulamada bir zorunluluk.
Aksi halde ürün topaklanabilir, yapısı bozulabilir, kapsüle doldurulamayacak biçimde yapışkan kümeler oluşturabilir.
Fakat bu dolgu ve katkı maddelerinin zararlı ya da alerjen olabilecek ürünler olmaması gerekir.
Nedir bunlar: Stevia haricindeki tüm tatlandırıcılar, maltodextrin, gluten, soya, süt ürünleri, yumurta, mısır, market ürünlerinde bulunan sayısız zararlı gıda koruyuları, yapay boya ve aromalar.
Diyelim ki seçtiğiniz üründe bunların hiçbiri yok. Magnezyum stearat, silica, pirinç unu, sorbitol ya da xylitol gibi bu tür ürünlerde genelde kullanılan alışıldık ve prebiyotik özellikte dolgu maddeleri kullanılmış.
Bravo size. Doğru seçim.

Şimdi geldik daha ince bir noktaya:
u nar ekstraktını gene diyelim ki diyabet ve damar sertliği için kullanmak istemiştiniz.
Ya da prostat kanseri tedaviniz sonrasında.
Ya da, kilo verip yağlarınız erirken açığa çıkan zehirli atıklar yani toksinler beyninizdeki mitokondrilere yapışmasın diye.
Ya da romatizmal hastalığınızın alevini dindirmek için istemiştiniz.
Bu konuları okuyup öğrenirken de gördünüz ki bu tür durumlarda üzüm çekirdeği ya da yaban mersini ekstraktı da nar gibi etkili.
Üstelik bu tür doğal ürünler birlikte kullanıldığında hemen daima sinerjik etki yaratıyor.
Yani birbirinin etkisini artırıyorlar! Rafta bir de yaban mersini ekstraktı gördünüz.
Üstelik %95 proantosiyanidin içerecek biçimde standardize bir ekstrakt.
Bu demektir ki dünya standartlarına uygun, iyi bir ürün. Ne kadar varmış her kapsülde? 200 mg.
Firma da nar ekstraktı ile aynı, yani güvenilir bir firma.
Etiket içeriği iyi.
Katkı maddeleri sorunsuz görünüyor.
Bundan da bir kutu alıyorsunuz.
Elele çalışacak iki güçlü ürünü birlikte kullanacak olmaktan mutlusunuz.

İyi de burada da bir garip durum yok mu?
100 mg’lık bir aktif madde için 650 mg’lık bir kapsül, 200 mg’lık bir başka aktif madde için de gene 650 mg büyüklüğünde bir başka kapsül kutusu satın aldınız.
Bu da, iki ayrı ürün için iki ayrı kutu ücreti, iki ayrı kapsül, iki ayrı marka, iki ayrı ruhsat, iki ayrı kargo, iki ayrı üretim bandı ve işlemi, iki ayrı pazarlama, iki ayrı stok maliyeti ücretleri ödediniz anlamına geliyor.
Halbuki kullanım alanlarında hemen hemen daima birbirini destekleyen bu iki ürün aktif maddelerini firma 100+200=300 mg olarak bir tane 650 mg’lık kapsül içine birlikte koysaydı, ilk kutuya ilave olarak yalnızca bir hammadde ücreti ödeyecektiniz.
Hatta, bu iki ürünle kol kola iş görebilecek başka ürünler için yer bile kalacaktı! Ş
u var ki firmanın hammadde başına kar oranı düşecekti.
Fakat siz bu işten karlı çıkacaktınız ve yuttuğunuz kapsül sayısı azalacaktı.

Çok özet olarak bahsettiğimiz bu mantık yürütmeleri ve temel bilgiler ne toplum ne doktor kesiminde pek bilinmediği için, destek ürün üreticileri haklı olarak şöyle düşünüyor: “Ürün hammaddesini değerli ve pahalı tutmaya gerek yok.
Nasıl olsa böyle yapsak da farkını anlayacak kimse yok.
Zaten yönetmelikler nedeniyle besin desteklerinin tam içeriğini kutusuna yazamıyoruz.
Hatta web sayfasında bile ayrıntılı olarak duyuramıyoruz.
Kaliteli ve pahalı hammadde kullanacak olsam da nasıl olsa bunu tüketiciye anlatamayacağım.
Boş yere ürünün maliyetini yükseltmeyelim. Hammadde maliyetini düşük tutalım, onun yerine pazarlama ve tanıtıma, broşürlere, reklama, ambalaja ağırlık verelim”
Doğrusu hak vermemek elde değil.
Firmalar ürün içeriğine, hammadde kalitesine yatırım yaptıklarında bunu kimse “görmüyor” ve hakkını vermiyorsa, ama tanıtıma ağırlık verdiklerinde karşılığını alıyorlarsa bunun aksini yapmalarını onlardan bekleyemeyiz.
Bugün bu ürünlerin etiket fiyatlarında hammadde yani içerik maliyeti ancak küçük bir oran oluşturuyor.
Fiyatın büyük kısmı depolara, eczane karlarına, reklama, ambalaja, broşürlere, tanıtıma gidiyor.
Ancak ve ancak tüketici tarafında yükselecek bir bilinç onları içeriğe önem vermeye zorlayabilir.

Referanslar:

J Agric Food Chem. 2009 Aug 26;57(16):7395-400. doi: 10.1021/jf9010017.

(1) Dr. Mustafa Atasoy " Kronik Hastalıklara Yaklaşımda Yeni Bir Sistematik" FONKSIYONEL TIP 4. Baskı

(2) Marian Twohig, “Adulteration in Fruit Juices: A Solution to a Common Problem”, 2012

(3) Lynn S, “Pomegranate Juice, Total Pomegranate Ellagitannins, and Punicalagin Suppress Inflammatory Cell Signaling in Colon Cancer Cells”, J Agric Food Chem 2006

(4) Zhang Y, “Absence of pomegranate ellagitannins in the majority of commercial Pomegranate extracts: implications for standardization and quality control” J Agric Chem 2009

Etiketler: BESİN DESTEKLERİNİ NASIL ŞEÇMELİYİZ, besin ,destek,fonksiyonel, takviye edici
Şubat 28, 2020
Listeye dön